Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, 27 Ocak 2026 tarihinde Trabzon’da yaşanan 3,8 büyüklüğündeki depremin ardından Akyazı dolgu alanındaki fay zonunun hareketliliğe geçtiğini bildirdi. Yapılan araştırmalar sonucunda, bu depremin fay zonunu yaklaşık 7 milimetre normal atım ile tetiklediği görüldü. Bektaş, yaşanan bu durumun dinamik stres transferi ile bağlantılı olduğunu ifade ederken, depremin etkilerinin daha geniş alanlarda hissedildiğine de dikkat çekti.
STRES TRANSFERİNİN ETKİLERİ
Prof. Dr. Bektaş, meydana gelen depremin ardından bölgedeki değişimlerin sadece yüzeysel zemin oturması olarak düşünülmemesi gerektiğini ifade etti. InSAR (Interferometric Synthetic Aperture Radar) verilerini kullanarak gerçekleştirdiği incelemelerde, aktif asismik fay hareketlerinin, yüzeydeki heyelanları tetiklemeye başladığını aktardı. Bu tür fay hareketliliği, yer altındaki fay oluşumlarının etkisini yüzeye taşıdığını gösterir ve bu durum yapıların güvenliğini tehdit eden bir unsur haline gelmektedir. Özellikle inşaat alanları ve yerleşim yerlerinin bu tür risklerden nasıl etkileneceği, uzmanlar tarafından daha detaylı olarak araştırılmalıdır. Geçmişte yaşanan büyük depremler, bu tür etkinin ciddi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir, dolayısıyla bölgede gerekli önlemlerin alınması kritik önem taşımaktadır.
Akyazı dolgu alanı, inşaat yapısıyla ilgili dikkat çekici bilgilerle gündeme geliyor. Burada konuşan uzmanlardan Prof. Dr. Osman Bektaş, dolgu alanının yaklaşık on bin beton kazık üzerine inşa edilmiş bir stat ve hastane barındırdığını belirtti. Dolgu alanının, aktif bir fay zonu üzerinde konumlandığını vurgulayan Bektaş, bu durumun yapılar ile dolgu arasında bir hareket potansiyeli oluşturduğunu ifade etti. Özellikle, bu durumun olası depremlerde yapısal zarar riskini artırabileceği ifade edildi.
DOLGU ALANININ YAPI MALZEMESİ
Akyazı dolgu alanının inşaatında kullanılan yapı malzemeleri, projenin güvenliğini doğrudan etkileyen önemli bir faktör olmaktadır. Bektaş, dolgu alanında kullanılan beton kazıkların dayanıklılığına dikkat çekerek, bu malzemelerin olası bir depreme karşı ne kadar dirençli olduğunu sorgulamak gerektiğini belirtti. Yüksek kaliteli ve sağlam malzemelerin kullanılması, olası sarsıntılara karşı yapıların güvenliğini artırabilir. Dolayısıyla, inşaat aşamasında malzeme seçiminde yapılacak titiz çalışmalar, ileride yaşanabilecek sorunların önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Yüksek standartlarda inşa edilen bu beton kazıkların, zemin ile uyumlu bir şekilde çalışması beklenmektedir.
OLASI DEPREMLERİN ETKİLERİ
Prof. Dr. Bektaş, bölgedeki yapılar üzerinden olası depremlerin etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Yapının sağlamlığının gelecekteki risklerle nasıl başa çıkacağı, uzmanlara göre oldukça kritik bir mesele. Yapıların, M5 büyüklüğünde bir depreme maruz kalabileceği ve bu durumun fay bloğunun hareketlenmesine yol açabileceği belirtiliyor. Yüksek sarsıntıların, mevcut yapıların dayanıklılık seviyelerini zorlayabileceği ve bu yüzden yerel yönetimlerin hazırlık yapması gerektiği konusunda uyarılar yapılıyor. Bu kapsamda, zemin etüt çalışmaları ve yapısal güçlendirme stratejilerinin gözden geçirilmesi önem arz ediyor.
GÜVENLİK ÖNLEMLERİ VE HAZIRLIKLAR
Gelecek risklerine karşı önlem almak, bölgedeki yapıların güvenliği açısından kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Bektaş'ın ifadeleri ışığında, yerel yönetimlerin acilen harekete geçmesi gerekiyor. Depremlere karşı yapıların dayanıklılığını artırmak için gerekli bakım ve onarımların hızlandırılması gerektiği düşünülüyor. Ayrıca, halkın bilinci artırılmalı ve olası acil durum planları geliştirilmelidir. Eğitim ve tatbikatlar ile toplumun deprem anındaki hareket şekilleri konusunda bilinçlendirilmesi de önem kazanıyor. Bektaş, bu konuda yerel yönetimlerin ve otoritelerin yapacağı çalışmaları yakından takip etmenin gerekliliğini vurguluyor.