Ak Partili Miroğlu gözyaşlarına boğuldu

TBMM Diyarbakır Cezaevini İnceleme Alt Komisyonu Başkanı ve AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, kendisinin de bir dönem kaldığı Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarını gözyaşları içinde anlatarak, "Her katta 10 hücre vardı ve 4 kattan oluşuyordu. Birinci katın birinci hücresi tamamen lağımla doldurulmuştu. Gelen herkes istisnasız o lağımın içerisine sokuldu. Ona da 'banyo' diyorlardı." dedi.

Ak Partili Miroğlu gözyaşlarına boğuldu

TBMM Diyarbakır Cezaevini İnceleme Alt Komisyonu Başkanı ve AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, kendisinin de bir dönem kaldığı Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarını gözyaşları içinde anlatarak, "Her katta 10 hücre vardı ve 4 kattan oluşuyordu. Birinci katın birinci hücresi tamamen lağımla doldurulmuştu. Gelen herkes istisnasız o lağımın içerisine sokuldu. Ona da 'banyo' diyorlardı." dedi.

01 Aralık 2017 Cuma 09:49
Ak Partili Miroğlu gözyaşlarına boğuldu

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan ''12 Eylül  Askeri Darbesinden Sonra Oluşturulan Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi İnceleme Alt  Komisyonu'' TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ve İstanbul  Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, başkanlığında toplandı.
Yeneroğlu, bugünün önemli bir gün olduğunu ve Alt Komisyon Başkanı  Miroğlu'nun Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarını komisyona aktaracağını söyledi.
 
Miroğlu, kendisinin de bir dönem kaldığı Diyarbakır Cezaevi'nde  yaşadıklarını hüzünlü ve tarihi bir an olarak nitelendirerek, "İçinden sağ  çıkacağınız belli olmayan bir cezaevinden sağ kurtuluyorsunuz ve birçok  arkadaşınıza ait ölüm hatıralarıyla birlikte oradan ayrılıyorsunuz. Yıllar sonra  TBMM'ye kendi ilinizin milletvekili olarak gelip, burada da bir zamanlar size  büyük bir acı, trajedi yaşatmış cezaeviyle ilgili komisyonun başkanı oluyorsunuz.  Zevkle ve isteyerek yürüttüğümüz bir çalışma oldu." diye konuştu.
 
1981 yılının Ocak ayında gözaltına alındıktan sonra Diyarbakır'da  Kurtoğlu "toplama, işkence merkezinde" tutulduğunu, burada kaldığı üç aylık süre  içerisinde gözlerinin tamamen bağlı olduğunu anlatan Miroğlu, o göz bağlarının  kesmesinden dolayı oluşan yaraların izinin halen yüzünde olduğunu belirterek, bu  izleri gösterdi.
 
Bu merkezden Diyarbakır Cezaevi'ne gitmenin tutuklular için gerçek bir  azap olduğunu aktaran Miroğlu, "Kurtoğlu'nda benim gibi tutuklanıp tutuklanmamayı  bekleyen insanlar vardı. Bu insanlar, her sabah bir dehşeti yaşarlardı. Gardiyan  o gün Diyarbakır Cezaevi'ne tutuklanıp gidecek olanların listesini okurdu. O  listede isminizin olup olmamasını büyük bir heyecanla beklerdiniz. Hiç değilse  bir gün geç gitmek bile büyük bir fayda sayılırdı." ifadesini kullandı.
 
Bir gün bir listenin geldiğini ve adının bulunduğunu dile getiren  Miroğlu, Diyarbakır Cezaevi'ne ilk girdiğinde çok uzun bir koridora alındıklarını  ve gözlerindeki bantların çıkarıldığını söyledi.
 
"Diş macununu yedirdiler"
 
Miroğlu, o günleri şöyle anlattı::
 
"Her katta 10 hücre vardı ve 4 kattan oluşuyordu. Birinci katın  birinci hücresi tamamen lağımla doldurulmuştu. Gelen herkes istisnasız o lağımın  içerisine sokuldu. Ona da 'banyo' diyorlardı. Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın  geldiğini gördük. Herkes çıplak soyuldu. Köpekler saldırıya hazır bekliyorlar,  zor tutuyorlar. Böyle bir tabloda Yüzbaşı Yıldıran, tek tek omuzlarımıza  dokunarak tekmil istiyordu. Bunu yüksek sesle söylemezseniz defalarca  tekrarlardınız.
 
Yüzbaşı, komut aldıktan sonra içeriye 40-50 kişilik gardiyan grubu  girdi ve hepsinin elinde özel yapılmış sopalar vardı. Çıplak olan insanlara  saldırmaya başladılar. Bir arkadaşımıza çantasından çıkan diş macununu  yedirdiler. Yüzbaşı Esat, 'bunlara banyo yaptırın' dedikten sonra bizi oraya  soktular. Bu işkence süre olarak yaklaşık 4-5 saat sürdü. Kaçışıyorduk. Koridorun  içerisinde feryat figan kaçıyorsunuz ama bir biçimde sizi buluyorlar ve işkence  yapıyorlar. Yorulmalarının ardından bitti."
 
Ardından 1-2 kişilik kapasiteye sahip hücrelere 20-25 kişinin sırt  sırta konulduğunu ifade eden Miroğlu, vücutları mosmor olduğu için birbirlerine  dokunamadıklarını, yemek vermek için gelen gardiyanların kapıyı açar açmaz "balık  istifi" gibi hepsinin betona döküldüğünü söyledi. Hücrelerde 2-3 ay tutulduktan  sonra koğuşlara dağıtıldıklarını ve kendisinin yedinci koğuşa geçtiğini aktaran  Miroğlu, bir örgütle herkesin özdeşleştirildiğini, hangi gruptan olursan ol  "Hayır hepiniz PKK'lısınız" denildiğini vurguladı.
 
Gözyaşlarını tutamadı
 
Orhan Miroğlu, hastaneye götürüldükten sonra bazı mahkumların ölüm  haberini aldıklarını belirterek, Diyarbakır Cezaevi'nde veremin çok yaygın bir  hastalık olduğunu ve ölüm aşamasına gelinceye kadar tedavi edilmediğini  vurguladı.
 
Miroğlu, cezaevine genç yaşta giren ve Şanlıurfalı olduğunu belirttiği  Ramazan Ülek'in vereme yakalanarak hayatını kaybetmesini anlatırken gözyaşlarını  tutamadı.
 
Komisyon salonunda duygulu anlar yaşanırken Miroğlu, "15-16  yaşlarındaydı. Hastaneye kaldırdılar ve bir gün sonra da gardiyan geldi ve  eşyalarını istedi. Eşyalarını istemesi demek öldüğünün işaretiydi." dedi.
 
Diyarbakır'da 1982 kışının dehşet bir kış olduğunu ve çok kar  yağdığını anlatan Miroğlu, o kış hiç havalandırmaya çıkmadıklarını, bahar ayıyla  birlikte havalandırmaya çıkarıldıklarını ve verilen balyozla buzların  kırdırıldığını dile getirdi. Kırılan buzların cam parçası gibi olduğunu  vurgulayan Miroğlu, "Bir cam tarlası gibi oldu. Sonra 'soyunun' dediler. Herkes  soyunduktan sonra yerde süründürdüler. O anda tabii ki feryatlar yükseldi  gökyüzüne. Her tarafınızı buz parçaları resmen kesmeye başladı. İçeriye  girdiğimizde herkes iki büklüm olmuştu." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Annem beni ilk gördüğünde tanıyamadı"
 
Babasının Diyarbakır Cezaevi'nde her zaman ziyaretine gelebildiğini,  annesinin yaşlı olduğu için çok gelemediğini ve ilk gördüğünde ise kendisini  tanıyamadığını ifade eden Miroğlu, gözyaşları içerisinde o anları şöyle anlattı:
 
"Annem hem Kürtçe hem de Arapça bilirdi ama Türkçe konuşamazdı. Ben  cezaevine girmeden önce 26-27 yaşındaydım. Hiçbir sağlık sorunum yoktu ve gayet  iyi görünüyordum. Hem 3 ay Kurtoğlu'ndaki işkenceler, açlık ve akabinde  Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarımız kilolarımızın yarısını alıp götürmüştü.  Galiba, 38-40 kilo civarındaydım.
 
Annem, babamla birlikte görüş kabinine girdi. Görüşler çok kısa  sürüyordu. Bana baktı ve beni tanıyamadı. Babama önce Kürtçe sordu, gardiyan  müdahale ederek, 'Kürtçe yasak' dedi. Sonra Arapça, 'bu Orhan mı?" dedi. Babam,  Arapça 'Evet Behiye odur' dedi. Gardiyan yine müdahale etti ama annem görüş  kabinin içinde ayakta duramadı yıkıldı."
 
"İki sene bedenimize su değmedi"

 
Görüş günlerinin bir eziyet olarak geçtiğini dile getiren Miroğlu,  görüşe dayakla gidip geldiklerini belirtti. Miroğlu, "İki sene hiçbir şekilde  bedenlerimize bir su falan değmedi. 1983'te ancak bir gün bizi banyoya  götürdüler. Banyoda da çok kısa bir süre kış ayı olmasına rağmen buz gibi bir  suyu hortumla hepimizin üzerine tuttular." dedi.
 
İşkencelerin sona ermesini sağlamak amacıyla yapılan direnişleri  anlatan Miroğlu, bunun ardından işkencenin dozunda biraz azalma olduğunu da  sözlerine ekledi. Miroğlu, Diyarbakır Cezaevi'yle Türkiye olarak yüzleşebilseydik  belki bu ülkenin siyasi tarihinde azda olsa farklı şeylerle karşılaşabilirdik. Bu  çalışmayla komisyonumuz bence tarihe bir kayıt düşmüş oldu." ifadelerini  kullandı.
 
Miroğlu, komisyon çalışmaları kapsamında Anadolu Ajansının da  katkılarıyla o döneme ilişkin medya taraması yapıldığını ve bunun sonuçlarının  raporlaştırıldığını söyledi.
 
Orhan Miroğlu, konuşmasının ardından toplantıya katılan  milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Anahtar Kelimeler:
IşkenceAk Parti
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.